Yunan Avustralyalılar: Kendi İmgelerinde [2/2]

Röportajı Gerçekleştiren: Hande Yetkin Röportaj Kişileri: Effy Alexakis (Belgesel Fotoğrafçısı), Leonard Janiszewski (Tarihçi ve Küratör) Röportaj Dili: İngilizce İngilizceden Türkçeye Çeviri: Hande Yetkin

Yunan Avustralyalılar: Kendi İmgelerinde [2/2]
Hande Yetkin / Atina Haber
Hande Yetkin / Atina Haber
21 Kasım 2020 Cumartesi 00:12

Proje esnasında tanıştığınız kişiler arasında anlatısıyla bilhassa zihninize kazınan biri oldu mu?

Effy: “Maria Kosseris isimli kadın görüşmecimin hikayesi bende hakikaten iz bıraktı. Maria, Yunanistan’ın Kalavrita isimli köyünden geliyor. Ailesinin başına gelenler ve daha iyi bir hayat uğruna Avustralya’ya göçmesi… Kalavrita’nın tarihini onunla görüştükten sonra öğrendik, öncesinde oranın tarihine hakim değildik. Maria’nın babası da dahil olmak üzere köydeki tüm erkekler, 1943 yılında Alman askerler tarafından katledilmiş. İzninle, Maria’nın anlatısından bir kesit paylaşayım:

“Sanırım beni buraya getiren kaderdi; ancak Binalong’a dair ilk izlenimim pek iyi sayılmazdı. Biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Bu hissi eşimle paylaştığımda bana belki beş yıl içinde buradan ayrılabileceğimizi söylemişti, ancak hiçbir zaman dönemedik. Eşime destek oldum, çocuklarımıza baktım, çocuklarımız okula gittiler. Çoğumuz demiryollarında çalışıyordu. Şimdilerde trenler artık durmuyor. Kasabada yalnızca beş aile kaldık. Vergiler gelmeden önce evi elden çıkarmaya hazırdık, fakat sonra eşim vefat etti. Geleceğimiz? Bilmiyorum.”

Bu anlatı, genç bir kızın yıkımla dolu hikayesiydi. 1952’de Yunanistan’da yaşanan olaylardan uzaklaşabilmek için tanımadığı bir adamla evlenmeyi kabul eden ve kendi toprağından göçen bir genç kadın.

Fotoğraf: Effy Alexakis | Maria Kosseris - White Rose Café'nin bahçesinde | Binalong, NSW, 2002 

Duyduğumuz hikayelerden fazlasıyla etkilenerek özellikle gidip gördüğümüz yerleşkeler oldu. Örneğin, Maria ile görüştükten sonra Kalavrita’yı ziyaret etmeye karar verdik, ardından orayı da Yunanistan’daki rotamıza dahil etik. Aslında bu da anlatıların ayrı bir yüzü, yani görücü usulü evlilikler. Pek çok genç kadının fotoğrafı potansiyel eş adaylarına takdim ediliyor, aslında fotoğraflarda göründüklerinden çok daha büyük yaştalar. Geleneksel Yunan toplumunda kadınlar kendilerine daha az temsil alanı bulabildiğinden ötürü sanırım ben onların hikayeleriyle daha haşır neşirim.

Yayımladığımız ilk kitabın ismini Evin İmgesi: Kara Toprak’ (Yunanca: Mavri Xenitia) koyduk. Bu adlandırma çok derin manalar barındırmakta, oldukça güçlü bir yanı var diyebilirim. Aynı zamanda, görüşmecilerimizin anlatılarında sıkça başvurduğu bir kavram. Göç edilen yerin ne derece karanlık ve kasvetli olabileceğini ifade etmek için başvurulan bir tabir. Kitapta yer verdiğimiz pek çok hikaye de ‘kara toprak’ imgesi ile ilintili. Hazırlık aşamasında Yunanistan’da bulunan ve göç nedeniyle terk edilmiş yerleşkelere odaklandık. Öncelikle 1985’te Çuha Adası'nı ziyaret ettim. Çuha, Avustralya'ya göçen toplulukla epey bağlantılı. Bir arkadaşımı görmek amacıyla gittiğim adada bir sokaktaki evlerin boydan boya terk edilmiş olduğunu fark ettim. Evlerin duvarlarında Avustralya'ya göçen ada sakinleri tarafından duvarlara asılmış birçok fotoğraf asılıydı. Avustralya’ya yerleşenlerin hikayeleriyle dolu mektuplar, dolaplarda küflenmiş albümler… Tüm bu kişisel eşyaların hala bu terk edilmiş evlerde olması, bir zamanlar buraya dönme planı yapan fakat pek çoğu asla dönemeyen göçmenlerin varlığının birer kanıtıydı. Kimi savaş sonrası göç döneminden, kimiyse Birinci Dünya Savaşı'ndan beri öylece bekleyen bu yapılar adeta arkeolojik saha değerindeydi. İlk seyahatimde kendi başımaydım. Avustralya'ya Döndüğümde Leonard’a birlikte tekrar gitmek zorunda olduğumuzu, bu sefer İthaka ve Meis'i de keşfetmemiz gerektiğini anlattım. Bu adalar Avustralya’ya yerleşen ilk Yunan göçmenlerin ikamet ettikleri yerlerdi. Leonard’la beraber u üç adayı arşınladık ve terk edilen Yapıları inceledik. 1980’lerde bu mekanların görünümleri değişime uğradı. Yunanistan’da turizm faaliyetlerinin de etkisiyle bir kesim ata toprağına döndü. Bu terk edilmiş aslında göç tarihinin birer sembolü, ayrıca Avustralya tarihinde de büyük bir öneme sahipler. İthaka’dan pek çok yerli Güney Afrika'ya göçtü, çünkü o tarafta Bağlantıları mevcuttu. Yine de hepsinin hikayesi birdi: Gidecek, ama geri döneceklerdi. Çoğu hiçbir zaman dönemedi, bunlar hazin hikayeler. Bu kitapta göçün yanı sıra yerleşmenin de anlatısını kurmak istedik.”

Bir gün temelli Yunanistan’a dönmeyi düşündünüz mü?

Effy: “Ah… Böyle bir şey yapabileceğimi sanmıyorum (gülüyor). Ebeveynlerim Mora’dan geliyor. Biz de sekiz yıl önce köklerimize bir şekilde bağlı kalmak ve orada da bir yerimiz olsun düşüncesiyle aynı adadan ev aldık. Bir iki ay kalmak keyifli olabilir ama daha uzun vadeli bir yaşam bizim açımızdan biraz zorlayıcı olacaktır.”
Avustralya’daki Yunan diasporası arasındaki birlik duygusunu nasıl değerlendirirsiniz?

Effy: “Yunanistan’da yaşayan Yunanlar, Avustralya’daki Yunanların gelenekleri sahiplenme ve yaşatma açısından çok daha katı bir Yunan kimliği sergilediğini söyler. Yunanistan’ın görünümü değişime uğradı, artık daha Avrupai; ancak burada, Avustralya’daki, Yunanlar hala Yunan. İlk kuşak Yunanlar hala belleklerindeki Yunanistan hayaline sadık kalarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Avustralya’da bölgelere ayırarak kurdukları pek çok dernek var, hala bu mekanlarda ‘Yunanlar’ olarak toplanıp bağ kuruyorlar. Topluluk içine pek çok noktada ayrışma söz konusu elbette, siyasi açıdan da. Her ne kadar şu sıralar kısmi olarak istikrar sağlanmış olsa da, kilise ve topluluk geleneksel anlamda parçalı yapıda. "

Avustralya’daki Yunan diasporasının iç dinamiklerini düşündüğünüzde kadının varlığına dair neler söyleyebilirsiniz?

Effy: “Projede cinsiyetlere dengeli biçimde yer vermeye gayret ettik. Kadının varlığını baskın tutmaya özen gösterdik. Asırlar önce, projeye başladığımız ilk zamanlarda, kadınlar daima bizi eşlerine odaklanmaya zorlardı. Birinci kuşak böyle olsa da, -benim de bir parçası olduğum- ikinci kuşak kadınlar sesimize sahip çıkmaktayız."

Çocukluk ve yetişme çağlarınızı Yunanistan’da geçirmiş olsaydınız sanatsal vizyon ve kariyeriniz farklı bir doğrultuda evrilir miydi sizce? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Effy: “Yunanistan’da kalsaydım, burada edindiğim olanakların hiçbirine sahip olamazdım. Göçmek, bir ailenin parçalanması demektir; ebeveynlerini hiçbir zaman göremeyenler bile oluyor. Ufak bir köyde yaşamak gerçekten Avustralya’nın bana sağladığı imkanların hiçbirini kazandırmayacaktı. Yunanistan'da kalsaydım muhtemelen genç yaşta evlenir, on çocuk doğurur ve kariyer yapmadan evde oturuyor olurdum (gülüyor). Geleneksel köy hayatını fazlasıyla kısıtlayıcı bulduğumu söyleyebilirim."

Avustralya Tarihine Eleştirel Bir Bakış: Leonard Janiszewski 

“Bu ülkede (Avustralya) tarihçiler yazılı kaynaklara bakıyor. Görselleri destekleyici materyaller olarak değerlendiriyorlar, fakat fotoğraflar gerçek belgeler. Fotoğraflar size yazılı kaynaklardan edinemeyeceğiniz iç görüyü sunar.” 

-Leonard Janiszewski 

Janiszewski’nin ismi Lehçe olmasına rağmen, esasen baba tarafından Polonya’da yaşayan etnik Alman topluluğuna ait. Effy ile birlikte ürettiği proje, farklı topraklardan kök salmış iki meraklı zihnin muazzam bir biçimde adeta vücut bulmuş hali.

Komünist dönemde süt barlarının Polonya için önemi tartışılmaz derecede önemliydi. Avustralya’daki Leh diasporasının bir ögesi olarak, bu durumun yaratım sürecinize bir etkisi olduğunu söyleyebilir misiniz?

Effy: “Bu arada annesi de Maltalı. Ebeveynleri göç ettikleri dönemde Avustralya'da tanışmışlar. Avustralya’yı Avustralya yapan da bu, fazlasıyla çok kültürlü bir yapımız var.”

Leonard: “Biz, Effy ve ben, savaş sonrası Avustralya’ya göç edilen devrin meyveleriyiz. Benim bu projeye dahil olma motivasyonum siyasetten ileri geliyordu. Dışlama kültürü İngiliz emperyalist genişleme hareketinin bir uzantısı olup yıllardır Avustralya tarihinde hüküm süren bir ideolojidir. Avustralya da 1788’de bir İngiliz kolonisi olarak kurulmuştu. Parçalı yapıdaki Avustralyalı koloniler 1901’de bir ulus formuna büründüklerinde ortaya atılan ilk anlaşma Beyaz Avustralya Yasası olmuştu. Böylece her ne kadar İngilizce konuşmayan göçmenleri kabul ediyor olsa da, ebeveynlerimize karşı düşmanlık güden bir Avustralya’ya doğmuş olduk. Tarih öğrenimi görmek üzere üniversiteye başladığımda karşılaştığım şey İngiliz emperyalizmiydi. Bu durum beni rahatsız etti. Kitaplardan okuduğunuz Avustralya, bizzat görüp deneyimlediğiniz Avustralya’dan oldukça farklı. Bugün dahi ırkçılık bu topraklarda hala mevcut. Hala insanları ırk, dil ve benzeri zeminlerde ayrıştırma ya da dışlama girişiminde bulunuluyor. Effy ile bağ kurduğum dönemde Avustralya tarihinin belirli bir periyoduna odaklanmıştım: Avustralya’da 1850 ve 1890 yılları arasında ortaya çıkan altın arama faaliyetleri. Aralarında pek çok Yunan vardı. Ülkeye yerleşen ilk Yunanlar bu dönemde ortaya çıkmıştı. Yunanlar yalnızca madencilikle değil yiyecek sektörüyle de ilgililerdi. Yiyecekle alakalı kısım projenin odakları arasında değildi, yalnızca çeşitliliği vurgulamak istemiştik. Effy bu kısımdan bahsetmiştir sanıyorum. 

Yapmaya çalıştığımız şey insanlara Avustralya'daki Yunan toplumunun varlığının kendi içinde pek çok açıdan çeşitlendiğini göstermekti. Bu çeşitlenme hali, Avustralya’ya göçen ve ana dili İngilizce olmayan diğer topluluklar için de geçerli. Yunan diasporası bu açıdan harika bir örneklem, çünkü küresel bir temsil alanı mevcut. Yani küresel deneyimin ortak paydada buluşmasına tanık oluyorsunuz. Kafe ve süt barlarına odaklanmamızın sebebi, diaspora fikrinin ulus ötesi olduğunu kanıtlamaktı. Yunan stili süt barlar, - ‘galaktopolio’ ismiyle anılan mekanlar, aynı zamanda sosyalleşme alanları olarak biliniyordu; ancak Amerikan kültüründe bu sosyal işlev mevcut değildi. Amerikan lokantaları İngiliz kültürünü yansıtan, tamamen pragmatik oluşumlardı.

Projenin amacı İngiliz belgeleme biçiminin ötesine geçmek ve İngiliz yazılı kaynakları ile çelişen noktaları insanlara ulaştırmaktı. Bugün dahi kurumlarımızda Avustralya’da yaşayan çeşitli etnik grupları görmezden gelen tarihçilerimiz var. Bu durumun en büyük sebebi İngilizce dışında başka bir yabancı dil konuşan tarihçiler yetiştiremiyor oluşumuzdur. Dolayısıyla İngilizce dışında herhangi bir dil kullanılarak üretilmiş belgeleri değerlendiremiyoruz. Arşivler kültürel açıdan öteyi görmeye elverişli değil, tarihçilerse yalnızca İngilizce materyallerden edinilen bilgileri İngilizce olarak okumaktalar. Hal böyle olunca İngiliz-Avustralya odaklı bir tarih anlayışıyla karşı karşıya kalıyoruz. Projede Avustralya tarihinin yalnızca İngiliz veya Amerikan tarihinden ibaret olmadığını gösterme maksadıyla, Yunanların topluluk tarihine odaklanarak onların Avustralya’ya nasıl bir etkisi olduğunu göstermeye çalıştık. Çeşitlilik mevcut, ama merkezde hala İngiliz Avustralyası var. Arşivler oluşturuyor, seslerini kağıtlara aktarıyor, fotoğraf sergileri hazırlıyor, filmler çekiyoruz ve bunların tümü geleceğe taşınacak. Avustralya ve Yunan Avustralyalı varlığının mevcut olduğu diğer bölgelere seyahat ederek kendi arşivimizi yaratmak zorundaydık, ancak materyallerimiz yalnızca Avustralya’dan ibaret değildi.”

Fotoğraf: Effy Alexakis | Babasının büyükbabasının portresini ve av tüfeğini tutarken Laurence George Williams | Hillside Station, Dunedoo, NSW, 1997

Effy: “1980’lerin başlarından beri bu alanda çalışıyoruz.”

Leonard: “Bir zamanlar gençtik!”

Effy: “Bir zamanlar gençtik! (gülüyor). Bu projeyi hazırlarken gerçekten eğlendik. Arabaya atlar, bir yerlere sürer, insanların kapısını çalıp röportaj yapmak istediğimizi söylerdik. Ben fotoğraf çeker, eski fotoğrafları kopyalardım; Leonard ise kayıt cihazını hazırlardı ve görüşmecilerimize sorular sorardık. Oradan çıkar başka bir yere geçerdik. Bu süreç bir bağımlılığa dönüşmüştü.”

Leonard: “Hızlı bir demografik değişim gerçekleşti, biz de bu dönüşümün hızına ayak uydurmaya çalıştık. O arada beklenmedik zamanlarda, beklenmedik işler yapan Yunanlarla karşılaştık. Bu kişilerden tamamını gerektiği gibi inceleme fırsatı bulamadığımız pek çok materyal topladık. Sorguladık, olumlu ve olumsuz açıları karşılaştırdık, nihayetinde beyazlara ve grilere yer veren bir tarih yarattık.”

Effy: “Hala üniversitede görevliyiz, projemiz için bize herhangi bir ödenek sağlanmıyor. Bu projeyle uğraşıyoruz çünkü bunu yapmak istiyoruz. Çünkü bu önem arz ediyor. Ayrıca projenin tamamen bize ait olmasını istiyoruz; böylece onu sergi, kitap, söyleşi, film, makale gibi türlü çıktılarla zenginleştirebiliriz.” 

Leonard: “Elbette, bunu daha fazla yapabileceğimiz bir noktaya gelene kadar; çünkü çok büyük bir küresel coğrafyayı kapsayan bir çalışma olduğundan ötürü tüm belgeleri bir bütün olarak tutmalıyız. Bütünlüğün parçalanması durumunda malzemeler arasındaki sinerji kaybolacaktır.”

Effy: “Ülke genelinde sergiler düzenlemeye başladık. Farklı bölgelerde yaşayan Yunanları projeye dahil etmek; tüm ulusa yayılarak farklı görüşler duymak istedik. İnsanlar yeni anlatılar, fotoğraflar ve iç görülerle katkıda bulunuyor ve geniş bir arşivimiz mevcut.”

Leonard: “Mesela bugün dahi 1987’de sözlü mülakat yaptığımız bir ailenin ufak bir biyografisini çıkarmaya çalışıyoruz. Daha önce farkına varmadığımız, birdenbire diğer anlatı ve ailelerle ilişkisi olduğunu gözlemlediğimiz bir röportajdı bu. Hala araştırma arşivimizden bir şeyler öğrenebiliyoruz. İşin diğer yanı da projenin yalnızca Yunanların Avustralya’ya getirdiği olumlu deneyimlere odaklanmaması. Bu insanlar dünyaya politik bir noktadan bakıyorlardı. Başka bir dil biliyorsanız, dünyaya daha farklı ve çeşitli bir perspektifle bakabilirsiniz. Yunanlar Avustralya’ya geldiklerinde farklı bakış açılarını da beraberlerinde getirdiler. Bu ülkede (Avustralya) tarihçiler yazılı kaynaklara bakıyor. Görselleri destekleyici materyaller olarak değerlendiriyorlar, fakat fotoğraflar gerçek belgeler. Fotoğraflar size yazılı kaynaklardan edinemeyeceğiniz iç görüyü sunar. Mesela Avustralya’daki Yunan kafelerinde ortaya çıkan Amerikanlaşma sürecini o dönemden arta kalan fotoğraf albümlerine baktığımızda fark etmiştik."


Etiketler; #Yunanistan #Türkiye #fotoğraf #sergi #yunan avustralyalı #tarih #proje #Maria Kosseris #sydney #kalavrita #ithaka #maden

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.