Bu röportaj Hande Yetkin tarafından Cafe Aman İstanbul'un kurucu üyeleri Stelyo Berber ve Pelin Suer Berber ile çevrimiçi ortamda gerçekleştirilmiştir.
ATİNA, 5 OCAK 2021 - Bir şarkıyla iki coğrafyada düşler kurabilmenin mümkün olduğunu ne de güzel anlatmıştı Yannis Ritsos: ‘Yalnız sen’ olmak değil, ‘sen de’ olmak. Şairin ifadesiyle ‘insanlardan ayrılıp sivrilmek değil, insanları birleştirmek için’ yola çıkanların, Cafe Aman İstanbul’un hikayesini dinlemek üzere kasvetli salgın günlerinde ekranlarımızın karşısında yerimizi aldık.
Stelyo BERBER: “Öncelikle salgın döneminde bize bu söyleşi fırsatını tanıdığınız için özellikle teşekkür ederiz. Şubat ayındaki Atina Megaron İstanbul Karnavalı (2020) konserimizden sonra verdiğimiz ilk röportaj.”
Kendisini hangi coğrafyaya ait hissettiğini sorduğumda, doğup büyüdüğü ve gerçek anlamda ait hissettiği topraklarda yaşamayı seçen bir müzisyen olarak tanımlıyor Stelyo Berber. Ardından ekliyor:
“Doğu ile Batı kültürünün kesiştiği ve birleştiği şehir olan İstanbul’da doğmuş olmak kanaatimce vazgeçilmesi zor bir deneyim. Şairin dediği gibi, hiç gitmemiş olsan dahi daimi olarak döndüğün tek şehir İstanbul.”
Yıllar içinde genişleyerek müzik serüvenini sürdüren Cafe Aman’ın kuruluş aşamasında, Stelyo Berber’in Yunanistan’da geçirdiği öğrencilik döneminin hatrı sayılır ölçüde etkisi bulunuyor. O dönemde bir araya geldiği müzisyen, eğitimci ve gruplardan söz ederken onların katkısıyla her zaman ilgisini cezbeden Anadolu müziklerini tamamlama fırsatı edindiğinin altını çiziyor:
“Domna Samiou, Panayiotis Kounadis ve Yorgi Papazoğlu gibi isimlerin katkısı çok büyük. Maalesef mübadelenin ardından Anadolu’nun kültürel hayatını belirleyen Rum halkı zorunlu göçe tabi tutulduğundan, Anadolu’nun tek taraflı bir yozlaşmaya sevk edildiğini düşünüyorum. Anadolu’dan göçen Rumların önemli bir kesimi kendini Yunanistan ana karasında buldu, dolayısıyla bugün bu kültürler kısmen orada yaşatılmakta.”
Osmanlı ve Doğu Müziğine Dair
Stelyo Berber: “Osmanlı döneminde bizlerin tasavvur edebileceğinden çok daha zengin bir kültürel ve sosyal hayat söz konusuydu. Bunu o dönemde nükseden müzikal akımlara ek olarak tiyatro, opera ve mekanlarda çalınan müziklerin çeşitliliğinden de anlayabiliyoruz. Sazende, hanende yetiştirmekte ve enstrüman yapımı konularında Osmanlı, Avrupa’nın önde gelen birçok merkeziyle adeta yarış halindeydi.”
Cafe Aman müziği bir harman olarak yansıtan oldukça özgün bir topluluk olarak tanınıyor. Grup üyelerinin kendi aralarında ve sosyal çevrelerinde de benzer bir bileşimi yansıttığını zihnimde canlandırabiliyorum. Grup üyeleri arasındaki sosyal iletişimi nasıl ifade edersiniz?
Stelyo Berber: “Cafe Aman İstanbul 2009’da, temelinde kendimizi ifade etme ihtiyacımız ve sevdiğimiz müzikleri tekrar keşfedip kendimiz harmanlayarak sunmak fikirlerinden doğdu ve gelişti. Hiçbir zaman piyasada satma ve beğenilme odaklı olmadık. Her zaman sevdiğimiz müzikleri, ezgileri, dansları iki dilde oldukları hâlleriyle yaşayarak paylaşmaya çalıştık. Yani, bu müziğin doğasındaki organik lezzeti korumaya çalıştık. Kendi aramızda da hep bu müziği seven ve ruhunu hisseden arkadaşlarla bir araya gelmeye özen gösterdik. Zannedersem bu samimiyet canlı konserlerimize yansımakta Zamanla bağlarımız daha da kuvvetlenerek gelişti. Zor olan tabii ki bir gurubu maddi-manevi anlamda ayakta tutmak ve geleceğe taşımak. Haliyle olgunlaştıkça, ihtiyaçlarımıza yönelik olarak kendimizi güncelleyebildik; ama müzik aşkıyla çalışarak ruhumuzu korumaya çalışıyoruz.”
Cafe Aman’ı aklıma kazıyan, Gülbahar’ı Gülbahar yapan sesin sahibi Pelin Suer’in profesyonel sanat yolculuğu ise Pera’da aldığı flamenko dersleriyle başlıyor. Ardından İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda öğrenimini tamamlayan Suer, müzik ve dansın her daim yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olduğunu; ikisini birbirinden bağımsız tasavvur edemeyeceğini dile getiriyor.
Pelin Suer Berber: “Çok küçük bir kızken de bu böyleydi bu yaşımda da, şarkı söylemek ve dans etmek tüm doğallıyla hayatımın vazgeçilmezi. Ablamın katkı ve destekleriyle konservatuvar sınavlarına hazırlanıp girdim. Öncesinde de bana gitar, org ve keman alarak; çok sayıda kitap okumama aracı olarak beslemişti beni ablam. Müzik ve dansı birbirinden ayrı düşünemiyorum; repertuvarımız için de aynı durum geçerli. Şarkıların bedende nasıl bir etki yaratıp nasıl tepkiler doğuracağını bilmek ve hissetmenin yorum safhasında faydalı olduğunu düşünüyorum.”
Dans kökenli bir müzisyen oluşunun üretimini nasıl şekillendirdiğini sorduğumda ise, müziklerinin interaktif yönüne değiniyor Pelin Suer.
Pelin Suer Berber: “Dansın insan ruhundaki muhteşem etkisini derinden hissettiğim için, insanların müziğimize danslarıyla eşlik etmelerini her zaman tercih etmiş ve bundan büyük keyif almışımdır. Konserlerimizde dinleyicilerimizi özellikle bunu yapmaya teşvik ederiz; çünkü bu müziğin paylaşıma açık interaktif bir tarafı vardır.
Eşiniz Stelyo Berber ile kitleleri büyüleyen bir oluşumun kuruculuğunu üstlendiniz. Ekip olarak bir arada kalmanın müzik camiasında ne denli güç olduğu aşikâr, sizin grubunuzda nasıl bir dinamik söz konusu?
Pelin Suer Berber: “Grubumuzu kurarken bir atölye mantalitesiyle çalışacağımızın ve farklı tatları deneyerek ilerleyeceğimizin bilincindeydik. Zaman içerisinde birçok özgün, yetenekli ve değerli müzisyen arkadaşlarımızla çalışma keyfine eriştik. Hala sürdürdüğümüz, uzun ve zorlu bir yolculuk bu. Popüler kültürün seçimlerine, arabeske ve taverna tarzlarına olan mesafemizden ötürü sahne alma ve konser olanaklarımız sınırlıydı. Mevcut duruma bir de çift dilli müzik yaptığımız gerçeğini eklediğimizde, belli bir çevre ve çerçevede hareket alanına sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Tüm bunlara rağmen müziğe ve daha geniş bağlamda sanata olan derin sevgimiz bizi bu yolda tuttu, hala da buradayız. Hayatın getirdiği koşulları ve akışı şu an bizi başka albüm çalışmaları yapmaktan alıkoymuş olsa da vazgeçmiş değiliz. Birçok yeni fikir ve olasılıkla yolumuza devam ediyoruz ve edeceğiz.”
Müzik Camiasında Kadın Olmaya Dair
Pelin Suer Berber: "Kadın olma halinin olumsuz ve aşikar sonuçlarını hiç bir ortamda yaşamadım, eşimle birlikte bu yolda var olduğumuzdan dolayı olabilir. Fakat bu demek değil ki hem cinslerim sorun yaşamıyorlar! Bilhassa bizimki gibi bir toplumda kadının sahne sanatlarıyla uğraşması -her ne kadar aşıldığı düşünülse de- hala bir tabu. Toplumun kodlarına yerleşmiş sıfatlar, yaftalar belirli bir çerçevede hüküm sürmeye devam ediyor. Umarım insanların kendilerini sanat yoluyla ifade etmelerinin ne denli kıymetli ve elzem olduğunu anlar bir gün tüm dünya -ve bunun cinsiyeti ve koşulu olmaması gerektiğini de. Dünyayı güzel, yaşanır, kimi zaman da katlanılır kılan en önemli hareketin sanat olduğuna inanıyorum. Ruhumuzu besleyen, zihnimizi sağaltan, bedenimize enerji depolayan, psikolojimizi yukarı çeken, kendimizi gerçek anlamda ifade edip bizi ‘insanlık’ sıfatına yaklaştıran tek şey sanattır. Sevgi ile icra olunan sanat.”
Dünyanın pek çok yerinde, bilhassa Yunanistan ve Türkiye’de kemikleşmiş bir hayran kitleniz var. İki ülkenin seyircileriyle kurduğunuz etkileşimi değerlendirdiğinizde nasıl bir tabloyla karşılaşıyorsunuz?
Stelyo Berber: “On iki yıldır yurt içi ve yurt dışında verdiğimiz onlarca konserden sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, neredeyse istisnasız her kesim bizleri olduğumuz gibi kucakladı ve bağrına bastı. Bunu İstanbul ve Anadolu müziğinin altın dönemini sunmamıza ve bu bağları bizzat taşıdığımıza borçlu olduğumuzu düşünüyorum.”
Pelin Suer Berber: “Sevenlerimiz bizim için çok kıymetli, aynı frekansta aynı hislerle evrenin bir yerinde birleşiyor enerjimiz. Amacımız başından beri ortak taraflarımızı ortaya çıkarıp yüceltmekti. Birbirimizi daha iyi tanımamıza naçizane yapabileceğimiz naçizane bir katkıydı ortak şarkılara çalışmamız ve yorumlamamız; çünkü biliyoruz ki insan bilmediğinden, tanımadığından korkar ve insan korktuğuna karşı gardını alır. Yanlış anlaşılmalardır çoğunlukla yüzyıllardır süren savaşların sebebi. Biz barış için, daimi barış için yola çıktık. Hiç bir politikacının söylevi ortak bir şarkının içten ve birlikte söylenişi kadar etkili olamaz. Her iki taraftan da Türkçe ya da Yunanca öğrenmelerine vesile olduğumuz dostlarımız, dinleyenlerimiz var. Birbirimizi tanıyıp anladıkça sevgi çoğalıyor.”
Yorumladığınız ve ürettiğiniz eserler arasında sizde en çok iz bırakan, en tatmin edici olanı hangisiydi?
Pelin Suer Berber: “Gülbahar’ın yeri ayrıdır bende. Hikayesinin güzelliği, bestecisinin muhteşem dünyası... Marika Ninu yorumuyla Gülbahar’ı ilk dinlediğimde on dört yaşındaydım. Öyle hayran kalmıştım ki, kaseti defalarca geri almaktan bozulmuştu. Dinlerken birlikte söylüyor ve kendimi sahnede bu şarkıyı söylerken hayal ediyordum.”
Stelyo Berber: “Hepsini seviyorum, zira biz şarkıcıları hayatta tutan şey yapacağımız yorumlardır. Bunun hayaliyle yaşarız. Ama ilk albümümüz Fasl-ı Rembetiko’nun ilk parçası İstanbul Kasabikosu benim için o asrı anlatan ve bu duyguyu ezgisiyle, dansıyla günümüze ve geleceğe taşıyan bir parça. Tek geçerim.”
Küresel salgın döneminde eğlence ve ruhu bir araya getiren bir türü temsil etmek sizin için ne anlama geliyor? Bu süreçte üretkenlik ve motivasyonunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Stelyo Berber: “Salgın bizim sektörü vurmadı, bitirdi. Bizim işimiz akıl işi değil zaten. Deli işi. Normal şartlarda da bu şevkimizi konserler, kayıtlar ve hazırlıklarıyla ayakta tutuyoruz. Tüm bunlar yasaklanınca geriye pek bir şey kalmıyor. Kaldı ki insanlarla bir araya gelemedikten sonra, pek de bir anlamı olmuyor.”
Pelin Suer Berber: “Küresel salgın hepimiz için bir sınav niteliğinde. Önemli/önemsiz, değerli/değersiz, anlamlı/anlamsız... Kavramlarımız değişti, önceliklerimiz değişti. Ancak bu süreci de bol bol sanat ve üretimin yanında güzel düşüncelerle geçirmek gerektiği kanaatindeyim. Müzik de en büyük ilaç ve şifa kaynağı. İnsanlara biraz olsun keyif ve mutluluk verebiliyorsak müziğimizle, ne mutlu bize. Şu süreç mecburen, herkes gibi birçok şeyi askıya aldığımız bir süreç bizim için de. Ancak kendimizi bol bol okuyarak, dinleyerek, besteler yaparak, özümüzü ve hayatı daha derinden kavrayacak çalışmalarla beslemeye çalışıyoruz. Meyveler, sürecin hemen sonrasında toplanmaya hazır olgunluğa erişecek.”
Her kaynakta farklı bir versiyonunu okuduğumuz tanışma hikayenizi bir de bizim için paylaşır mısınız?
Pelin Suer Berber: “Stelyo ile aynı konservatuvardan mezunuz; ancak bir araya gelişimiz orada olmadı. Muammer Ketencoğlu ablamın yakın bir arkadaşıydı, sağ olsun ablam aracılığıyla bana rembetiko kasetleri gönderirdi merakım olduğunu bildiği için. Sonra İstanbul’a geldim konservatuar okumaya. Bir akşam ablamla Muammer Ketencoğlu’nun Babylon konserine gittik, 1999 yılıydı. Stelyo da sahnedeydi, ben de o zamanlar flamenko öğreniyorum. Müzikler coşturmuş… Yerimde duramıyor, dans ediyorum tabi! Konserin sonuna doğru Stelyo birden beni elimden tutup sahneye çekiyor: “Gel, dans edeceğiz.” Diyor. Bense Yunan danslarını hiç bilmiyorum o zamanlar; ancak birlikte dans ediyoruz bir şekilde. Sonra sahneden iniyorum ve iki yıl bir daha görmüyoruz birbirimizi. Sonradan öğreniyorum ki Stelyo o akşam etkileniyor, fakat izimi bulamıyor sonrasında. İki yıl sonra tekrar, yine Muammer Ketencoğlu sayesinde, bu sefer benim de gruba katılıp şarkı söylemeye başlamamla yollarımız kesişiyor. Bir kaç ay sonra da aşkımız başlıyor. Şimdiyse on bir yaşındaki Leonidas ve altı yaşındaki Stella Selin’imiz ile aile olmanın keyfini sürüyoruz.”
Stelyo Berber: “Bizi ortak müzik aşkımız bir araya getirdi ve aşkımızı perçinleyerek hayatlarımızı birleştirdik. Kısacası sahnede bir konser esnasında karşılaştık, birbirimizi iki yıl kadar görmedik. Sonrasında tekrar müzik bizi bir araya getirdi ve kader yollarımız birleştirdi. Bizler de bu ateşi hem hayat arkadaşı hem müzik yoldaşı olarak yaşatıyoruz.”
Yeni yılı Cafe Aman İstanbul ekibinin şarkılarıyla karşılamak ister misiniz? Grubu dijital platformlarda aşağıdaki kanallar üzerinden takip edebilirsiniz.